9 Ekim 2026, Cuma Kulp
KulpPasur
Hikaye

Kürt eşkıya Reco'nun hikayesi

Mine Şenocaklı 6 dk okuma 84 okunma
Yazı boyutu
Dün de yazmıştım, Diyarbakır Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Raif Türk’le konuşmamız tam üç saat sürdü. Müthiş öyküler dinledim ondan... Hemen hepsinden çıkacak bir kıssadan hisse var. Ama beni en çok, 17-18 kişiyi öldürdükten sonra dağlara kaçan, sonra yakalanıp yıllarca hapis yatan ve 20 yıl boyunca kendisini bekleyen nişanlısı başkasıyla evlendikten bir yıl sonra afla serbest kalan ve öldürülene kadar ‘beyefendi’ bir hayat yaşayan, hatta Genel İş Sendikası’na başkan olan Kürt eşkıya Reco’nun hikâyesi etkiledi...



Ahmet Türk’le bir akrabalığınız var mı?

Yok. Ahmet Türk Mardinli, ben Diyarbakırlı’yım. Ama ikimiz de Kürtüz. Bakın fotoğrafları çeken Mehmet’in de soyadı Türk. O da Bismilli Türk!

Niye böyle?

Bizim köyümüz, Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Özbek Köyü... Ama asıl adı Şeyh Buban, 1200 yıl öncesine kadar tarihini biliyoruz... 1950’li yıllarda adını değiştirdiler, birdenbire Özbek oldu... Bizim oralarda her köyde soyadı Türk olan biri var. Ayrıca Yücetürk var, Öztürk var, Yavuztürk var, Türker var... Babam soyadı kanunu çıktığı sıralar askermiş. Askerliğini henüz bitirmiş, tam da o günlerde silahlı memurlar köye gelmiş. Soyadı veriyorlarmış. “Senin soyadın da Türk olsun” demişler. Nispeten diğer köylülere göre düzgün Türkçe konuştuğu için...

İtiraz etmemiş mi, “Ben Kürdüm” dememiş mi, ya da başka bir soyad istememiş mi?

İtiraz ettiği yönünde bir bilgim yok. Öyle bir bilinç de yok zaten...

“Soyadın Türk olacak” diye baskı olmuş mu peki?

Hayır. Öyle bir şey de duymadım.

Peki siz Kürt-Türk bilincine nasıl ulaştınız?

Çocukluğumdan bir imam hatırlıyorum, Kürtçe ilahiler, şiirler okurdu, şarkılar söylerdi... Mevlüt Kürtçe okunurdu. Nevbahar diye bir dini kitabımız vardı, onun da Kürtçe olduğunu biliyorum. Kürtçe ile ilgili bilgim bununla sınırlıydı... Kürt edebiyatıyla da, ilkokulda, Musa Anter’in Kımıl kitabını okuduğumda karşılaştım...

Kımıl’dan ne kaldı aklınızda?

Çocuk aklımla çok fakir olduğumuz izlenimi edindim. Biraz da çaresizlik... Kımıl, doğal bir afet. Bir diğer adı da süne. Ekin ekiliyor, tam biçilmeye yakın birden kımıl sürüsü peydahlanıyor ve emip onu tüketiyor. Tabii biz doğrudan anlatılanı algılamışız, bunun bir de mecazi anlamı varmış onu daha geç anladım.

Neydi mecazi anlamı?

Herhalde Kürtlerin bu şekilde sömürüldüğünü, hak ve hukukunun hiçe sayıldığını anlatmak istemişti Anter. Ama ben o dönem onları düşünmemiştim. Sadece bir afet ve bu afet karşısında bir şey yapamama, çaresizlik ve bunun sonucunda doğan bir fakirlikti anladığım.

Peki o dönemden Kürtlere yönelik bir baskı hatırlıyor musunuz?

Doğrudan Kürt olduğumuz için uğradığımızı gördüğüm, bildiğim bir baskı yok. Ama şöyle bir şey var, eşkıyalar olurdu o zamanlar. Bizim de ‘Kulp Canavarı Reco’ dedikleri bir eşkıyamız vardı; Recep Oruç... 17-18 kişiyi öldürmüş her yerde aranıyor. Zaman zaman ilçenin jandarması yetmediği için Diyarbakır’dan da askerler geliyor yardıma... Onlara “Karacılar”, “Kara askerler” denirdi... Kara askerlerin adının geçtiği yerde korku başlardı... Hiç unutmam, bir ilkbahar günü, Cuma namazı saati, biz okuldan yemeğe gidiyoruz... Buğdaylar daha sararmamış... Taneler yeni doluyor. Bir baktık ‘kadana’ denilen, iri atlara binmiş kara askerler dolu dizgin geliyor. Bir anda ekinin içine girdiler. Girdikleri yer adeta çift sürülmüş gibi oldu. Ezip geçtiler. Doğru camiye gittiler. Caminin önünde insanları toplayıp dövmeye başladılar. ‘Reco’yu getirin. Reco nerede?’ diye... Reco da bir efsane. Hiç kimse Reco’yu görmüyor. Bizim köy, çok dağınık bir köy. Ama hiç kimsenin evine gittiği duyulmamış. Gitse biliriz, çünkü çocukların yanında her şey konuşulur. Diyorlar ki, “Getirin Reco’yu! Reco nerede?” Kimsede ses yok... Çok kötü dövdüler köylüleri. Bazılarının bıyıklarını yaktılar. Kadınlar kuş yavruları gibi kırlara doğru kaçışıp dağıldılar. Kim, nerede yer bulduysa saklandı. Annem beni ve küçük kardeşimi yanına aldı, bir ağaç dibine saklandık. Akşam oldu. Kara askerler gitti, köye döndük. Çok eziyet etmişler erkeklere. Ama bir yandan da tabii erkekler bu işi mizaha çevirmişler kendi aralarında. Kim, nasıl ağlamış, nasıl bağırmış diye. Buna benzer bazı olaylar oldu. 68-70’lere kadar... 70’lerden sonra biraz daha değişti...
Öcalan gözardı edilemez

Merak ettim Reco’ya ne oldu?

Reco 7-8 sene dağda yaşadı. Sanırım 1959’da yakalandı. “Kulp canavarı Reco yakalandı!” diye gazetelere manşet olmuştu... Sivas’ta idama mahkum edildi. Ama nasıl olduysa idamdan döndü. 15 yıl hapis yattıktan sonra 1974 affıyla da çıktı. Biliyor musunuz, bir nişanlısı vardı, yıllarca beklemişti onu. Reco ısrarla evlenmesini istedi. Çıkmasına bir yıl kala da kızı ikna etti. Yaklaşık 20 yıllık nişanlılıktan sonra kız evlendi, tam bir yıl sonra da af çıktı. Tabii Reco da çıktı.

Eşkiya da olsa içi acıyor insanın dinlerken...

Hapisteyken bir yakınına bir fotoğrafını göndermiş, arkasında bir not vardı. Dört mısralık bir şeydi. Onu okudum, beynime kazındı. Dediği şu; “En kıraç yerlere tohum ekip de en iyi mahsülü derenlerdeniz... Baştaki saç kadar çile çekip de sonunda murada erenlerdeniz.” Daha sonra bunun bir halk ozanının sözleri olduğunu öğrendim...

Peki Reco hapisten çıkınca ne yaptı?

Bayağı sosyal bir insan oldu. Diyarbakır’da Genel İş Sendikası’nın başkanlığını yaptı. Ve toplumda bir saygınlık uyandırdı. Bir gün İnönü Caddesi’nde yürürken, 17-18 yaşlarında bir genç tarafından kurşunlanarak öldürüldü. Öldürdüğü kişilerden birinin oğluymuş.

17-18 kişiyi öldürmüş dediniz. Niye öldürmüş onca insanı? Kan davası yüzünden mi?

Yok... Bir ortaklık, bir husumet, 50 kuruşluk bir anlaşmazlık yüzünden başlamış her şey. Adamı kurşunlarken, yanındakini de kardeşi sanarak öldürmüş. Meğerse jandarmaymış. Bir de jandarma katili olmuş... Bu yüzden çok fazla üzerine gidilmiş. Bir arkadaşıyla birlikte dağlarda dolaşmaya başlamış. Bir gün arkadaşını öldürmüşler, o da gidip o öldürenleri öldürmüş... Derken bir gün uykuda yakalanıp cezaevine kondu. Önce Sıvas, sonra Sinop, sonra da af...

Aftan sonra suç işlemiyor değil mi?

Hayır. Tam bir beyefendi.

Hapiste ne kadar kalıyor?

20-22 yıl gibi eşkıyalığı ve mahkumluğu var.

Siz hiç tanıştınız mı?

Evet... Anadolu Ajansı’ndayken bana dosyasını getirdi ve yazmamı istedi. Bana güveniyordu... Ama benim Diyarbakır’dan Bursa’ya tayinim çıktı. O sırada dosyayı kaybettim ve yazamadım.

Sizin o sürgün zamanınıza mı denk geldi?

Evet.

Siz Reco’yu anlatırken aklıma ister istemez Öcalan ve af meselesi geldi. Benzetmek doğru olmaz belki ama Öcalan’a af çıkarsa sonuç ne olur?

Çözüm olacaksa, akan kan bitecekse hiç bir şeyden çekinmemek lazım. Ve kökten bitirmek lazım bu işi. Bitirmek için af gerekiyorsa af getirilmeli, talepleri ve hakları tartışmak gerekiyorsa onlar tartışılmalı ve bir uzlaşı sağlanmalı, bu sorun artık bitirilmeli. Dolayısıyla Öcalan affedilirse ne olur bilemem ama benim düşündüğüm şudur; siyaset doğru, haklı ve yasal zeminde yapılmalıdır. Ve bunun da önü açılmalıdır. Öcalan çıktıktan sonra siyaset yapmak ister mi istemez mi ya da dağdakilerin ne kadarı siyaset yapar yapmaz bunu bilemem ama bunlar varılacak anlaşmalara bağlıdır. Ötesine ben girmeyeyim, çünkü siyasetçi değilim... Ama Kılıçdaroğlu “Af” dediği zaman, Başbakan’ın “Ben bunu kabul etmem” demesi doğru gelmiyor bana. Kim söylerse söylesin, ister iktidar ister muhalefet doğruyu söyleyeni diğerlerinin de desteklemesini istiyoruz biz. Ben her şeye rağmen diyorum ki bu ateşkes en az genel seçimlere kadar uzatılmalı. Bir aylık ateşkes yetmez, iki aylık yetmez. Çünkü genel seçimlerden sonra hükümet kim olursa olsun bu sorunu çözmek zorunda kalacaktır, artık ertelenemez. Bu arada çok ağır tahribatlar yaşanmazsa bu sorunun önümüzdeki genel seçimlerde çözüm yoluna gireceğini düşünüyorum. Öncesinde ise hiç umudum yok. Benim duam daha fazla tahribatın olmaması bu sürede.

Öcalan muhatap olarak kabul edilmeli mi?

Herkes kabul etti ki, Öcalan ile konuşulabilir. Devletin birtakım prosedürleri, yasal engelleri nedeniyle illegal bir örgütün lideriyle konuşulamıyorsa da o zaman ona yakın duran siyasi parti BDP ile konuşulmalıdır, BDP muhatap alınmalıdır. Ama Öcalan da gözardı edilemez. BİTTİ

Kaynak: https://www.gazetevatan.com/yazarlar/mine-senocakli/kurt-eskiya-reconun-hikayesi-327491
— Mine Şenocaklı 22 Aralık 2025
Kalemin sahibi Mine Şenocaklı 1 yayımlanmış eser
Tüm Yazıları